Kafamızı kurcalayıp duran, uğruna saatlerimizi ve ciddi miktarda paramızı harcadığımız ancak asla içinden çıkamadığımız üretkenlik ve başarı yollarını Alman futboluna indirgeyerek basitleştirelim…

“Football is a simple game; 22 men chase a ball for 90 minutes and at the end, the Germans always win. ”

Almanya’ya boyun eğmekten yorulmuş bir isim olan efsanevi İngiliz golcü Gary Lineker’in yukarıdaki sözü birçok şeyi açıklıyor aslında…

Son 13 Dünya Kupası organizasyonunun 10’unda ilk üçte yer almayı başaran bir takım Almanya. İyi oynar, kötü oynar ama hep başarılıdır. Oyunu beğenilmez, “yıldızı yok” denir ama bir şekilde her zaman en üstü zorlar, asla kolay lokma olmaz.

İstatistiklerden pek hazzetmeyen Sir Alex Ferguson’un yüksek müsaadeleriyle sonuçlara bir göz atalım:

Almanya’nın Dünya Kupası Karnesi
1966 – Finalist
1970 – Üçüncü
1974 – ŞAMPİYON
1978 – 2. Tur
1982 – Finalist
1986 – Finalist
1990 – ŞAMPİYON
1994 – Çeyrek Finalist
1998 – Çeyrek Finalist
2002 – Finalist
2006 – Üçüncü
2010 – Üçüncü
2014 – ŞAMPİYON

Gruptan çıkamadıkları bir tek Dünya Kupası bile yok…
48 yıldır Çeyrek Final göremedikleri turnuva sayısı sadece 1…
Oynadıkları final sayısı 7… (Bir başka deyişle, katıldıkları bir Dünya Kupası organizasyonunda final oynama ihtimalleri %54)
İnanılmaz değil mi!?

Franz Beckenbauer, Albert Brülls, Lothar Emmerich, Berti Vogths, Karh-Heinz Rummenigge, Lothar Matheus, Felix Magath, Rudi Völler, Gerd Müller, Thomas Hassler, Jurgen Klinsmann, Andreas Möller, Andreas Köpke, Oliver Kahn, Michael Ballack, Lucas Podolski, Philip Lahm, Thomas Müller… Kadroları say say bitmiyor… Biri emekli oluyor, yerini daha iyisi dolduruyor…

Peki bu nasıl oluyor da oluyor?

20 yaşında gencecik çocuklar düzenli olarak ülkelerinin en üst seviye liginde, Bundesliga’da üst sıraları zorlayan ya da şampiyonluklar yaşayan takım kadrolarında ilk 11’de oynuyor. Oyuncu, 25 yaşına geldiğinde ortalama bir meslektaşından en az 2 kat daha fazla maç tecrübesine sahip hale geliyor. Sözleşmeleri en az 5’er yıllık, kariyer planları önlerinde… Hocaları eski futbolcular, posterleri duvarlarını süsleyen ilahları ve milli kahramanlar… Sistemleri belli. Kimin nerede ne zaman oynayacağı ve formayı nasıl, hangi şartlar altında kaybedeceği açık. Selefleri onların önünü kesmek için değil, “daha iyi bir Almanya için” kendilerini geçmeleri adına çaba sarf ediyor.

Üstelik, üzerlerinde baskı az belki de hiç yok… Kimse onlara “4 maçtır gol atamıyorsun,” diye kızmıyor. Çünkü onlar daha genç ve ancak hata yaparak daha iyiye ulaşabileceklerini hem kendileri hem de hocaları gayet iyi biliyor…

Hak eden, elinden gelenin en iyisini yapanın sonsuz şansı var ancak sistemden ve disiplinden asla taviz yok. Sistemin dışında yer almayı seçenler, ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar kendilerini “kapı dışarı edilmiş” buluyor.

Yukarıdan aşağıya tolerans, aşağıdan yukarıya ise “mahcup etmeme isteği” var ve kimse “idare edilmiyor.”

Sonuç mu? Kusursuz başarı!

Peki bu başarı sadece yeşil sahalarda mı geçerli? Hayır elbette. İki Dünya Savaşı’nın mağlubu ama hala dünyanın tahtında oturan bir ülkeden, hayatın her alanında, sistem kullanıcıları tarafından iliklerine kadar içselleştirilmiş ve sen ben demeden yıllarca geliştirilmiş bir düşünce sisteminden bahsediyoruz.

Bizdeki durumdan bahsetmeye gerek var mı bilmiyorum ama sistemden önde tutulan insanlar, yitip gitmeye yüz tutan liyakat esası, iş yaşamının özel yaşamı ele geçirmesi (ve maalesef bunun iş yaşamının doğal bir parçası olarak algılanması), ucu bucağı olmayan baskı dalgaları, “insandan önce iş” yaklaşımına ilaveten “nasıl yaparsan yap ama yap” felsefesi.

İstisnalar hariç birbirimizden o kadar farklıyız ki.

Farkı fark ettiğimiz, değiştirmek için çabaladığımız, çarklarımızı günü kurtarmak için değil, sistem için çevirdiğimiz günlere kavuşabilmek dileğiyle…

img placeholder avatar
İsim : M. Eralp Ersoy
Ünvan : Unit Manager Treasury & FI
Şirket adı : Burgan Finansal Kiralama A.Ş.
Yayınlanma tarihi : 28 Haziran 2016