İnsan, sadece insan

İnsanı matematiğe dayalı modellerin içine sıkıştırmaya çalışan geleneksel iktisat hızla çürüyor. Zira insanın tüm seçimlerini öğrenerek, düşünerek, sorgulayarak, mantık yürüterek, analiz ederek, akılcı hareket ederek yapan bir entelektüel beyinden ibaret olduğunu varsayıyor. Halbuki kitaplarda homo ekonomikus ya da iktisadi varlık diye nitelendirilen aynı insan nedense tuvalet kağıdının kokulusuna fazladan ödeme yapabiliyor, sırf kendisini daha iyi hissetmek için hiç de ihtiyacı olmayan 18’inci ayakkabısını bizzat satın alıyor, sadece iki kutu beyaz peynir almak için girdiği marketten 5 büyük poşetle çıkıyor.

İnsan hedonik bir varlık. Acıdan kaçıyor, hazza koşuyor. Aynı hedefe ulaşmanın birkaç yolu varsa ‘en az çaba’ gerektireni tercih ediyor. Malum düşünmek zor iş. Haliyle, ‘düşünmemek ama gene de mantıklı kararlar alabilmek’ için kendisini kaçınılmaz bir şekilde ‘sistematik hataya’ götüren ‘zihinsel formüllere’ ve kısa yollara bırakıyor. Kaldı ki insanın ‘dikkat bütçesi’ de sınırlı. Zihinsel çaba gerektiren etkinlikler birbirine engel oluyor. Haliyle her latinin tutkulu, her kadının duygusal, her İtalyan’ın yakışıklı, her Japon’un çalışkan olduğu yargısına götüren ve kararlarını fakında bile olmadan belirgin bir şekilde etkileyen kalıp yargılara teslim oluyor.

İnsan; sonuçları aynı olmasına rağmen iki seçenek ‘kazanç’ olarak sunulduğunda ‘riskten kaçıyor’ ama ‘kayıp olarak’ algılatıldığında ‘riske koşuyor.’ İnsan referans noktası problemi de yaşıyor. Önceki işinde ayda 6 bin TL kazanan Mehmet, ayda 8 bin TL maaş teklif edilen yeni işi kabul ederken daha önceki işinde ayda 9 bin TL gelir elde eden Ahmet ise aylık 8 bin TL’lik geliri elinin tersiyle bir kenara itebiliyor.
İnsan ‘küçük sayılar’ tuzağına da düşüyor.

Herhangi bir sağlıklı çıkarım yapılamayacak kadar az sayıda gözleme dayanarak seçimler yapıyor. Tesadüf eseri iki piyasa tahmini tutan borsacı arkadaşını dahi olarak algılıyor, arka arkaya üç doğru karar veren üst yöneticisinin sihirli ele sahip olduğunu sanıyor. Çabuk karar verebilmek için sonuca da atlıyor. Çoğunluğun doğru dediği makul yanıtı seçiyor.

‘Tüm güller çiçektir, bazı çiçekler çabuk solar, dolayısıyla bazı güller çabuk solar’ dendiğinde kabul ediyor. Halbuki, çabuk solan çiçekler arasında hiç gül olmayabileceğini gözden kaçırıyor.

Tüm bunları niye yazdım? Hangi eve baksak, hangi hane halkını analiz etsek borçluluk oranının çok yüksek olduğunu görüyoruz. Türkiye’de hane halkının borcunun harcanabilir gelire oranı yüzde 50’lere dayandı. Bir başka deyişle, eve gelen her 100 TL’nin 50 TL’si borç servisine gidiyor. Güzel bir söz vardır: “Bir çukurdan çıkmak istiyorsanız yapabileceğiniz en iyi şey kazmaktan vazgeçmektir” der.

Bizi çukur kazmaya yönlendiren tetikleyicileri işleyeceğim, biraz davranış bilimine gireceğiz ama esasında ‘ev bütçesinin yönetimi’ amacı taşıyan bir yazı dizisine başlıyorum. Bugünkü yazım girizgah niteliğinde. Tüketim kararlarımızda çok etkili olan ‘ödeme sancısı’ ile devam edeceğim.

img placeholder avatar
İsim : Erkin Şahinöz
Ünvan :
Şirket adı :
Yayınlanma tarihi : 7 Eylül 2017